Ben Okurum
Okuma Sevdalılarının Sitesi
Ben Okurum
Okuma Sevdalılarının Sitesi
Okuma Sevdalılarının Sitesi
Okuma Sevdalılarının Sitesi
Hoş geldiniz! Burada sadece kitapları değil, o kitapların bizde bıraktığı izleri paylaşıyoruz. Klasiklerin derinliğinden polisiyenin heyecanına uzanan okuma serüvenimize siz de ortak olun.

PEMBE LEĞEN (Gülfer Ülman)
Sabah güneşi loş ve serin mutfağa giriş yapıyordu. Bir fener ışığı gibiydi; sadece görmek istediği yeri aydınlatıyordu. Güneş ışınlarında oynaşan tozlar ne çoktu öyle. Semiha evin yeterince temiz olmadığını düşündü. Halbuki dün bütün taşları fırçayla ovalamıştı, sonunda dizlerinin parçalanmasına aldırış etmeden. Tüm dünyadaki tozlar onun evindeymiş gibi, onlara bitmeyen bir kinle saldırıyor, hiçbir yerde zerresi kalmadığından emin olana kadar durmuyor, yılmıyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanmış olmasına sevindi. Tozlar sadece gün ışığında bu kadar net görünüyorlardı ve o zaman onları yok etmek kolaydı. Oysa gölgeler tozları saklar, korur, bir hami gibi himaye ederdi. O zaman da ev halkı hasta olurdu. Zavallı minik kızı da böyle hastalanmamış mıydı?
Hemen işe koyuldu, pembesi solmuş eski bir leğene su doldurdu, içine bolca çamaşır suyu ve arap sabunu döküp karıştırdı. Yer bezini içine daldırıp çitiledi. Güzelce sıktı fazla suyunu. Masanın altından başlayıp tüm mutfağı yine dizlerinin üstünde silmeye başladı. İşini bitirdiğinde güneş de hedefi olan tozlardan başka tarafa dönmüştü artık. Kalktı, eseriyle gurur duyan bir sanatçı edasıyla şöyle bir baktı, memnun kalmıştı. Şimdi kahvaltı hazırlayabilirdi. Gözü duvardaki saate takıldı silmeye fazla kaptırmıştı kendini geç kalmıştı beş dakika, hızlı olması gerekiyordu. Hayriye Hanım uyandığında kahvaltısını hazır bulamazsa çok sinirlenirdi yoksa. Her gün beş kere yerleri silsindi ama Hayriye Hanım’ın suratını çekmesindi. Hele o zehirli dili yok muydu! Semiha canından bezer anasından emdiği süt burnundan gelirdi. Allah günah yazmasındı ama kaynanası tam kaynar kazana cinsindendi. Komşularına karşı da öyleydi gerçi. Bazen kabullenir, ‘herkese karşı böyle; bir bana değil ki, huyu bu zaar, Allah da onu böyle yaratmış ne yapalım,’ diye düşünürdü. Bazen de onu komşularına karşı savunmak ister iyi bir huyunu bulmaya çalışıp bulamaz, iyice mahcup olurdu. O zaman aklına babaannesi gelirdi. Onun, annesine karşı şefkatli tavrı gerçek olamayacak kadar iyiydi. Kaynanasına bakınca hele, babaannesi kesin cennetlikti, zaten annesi de arkasından anam diye yanmış, ağlamıştı. Kendini düşündü, acaba kaynanası ölse üzülür müydü? ‘Üzülürdü canım, insan üzülmez mi?’ Kimsecikler istememişti bu kadın yüzünden Mehmet ile evlenmesini ama ‘Mehmet’imin ne suçu var?’ demişti ablasına da annesine de! Ne var ki, kocası ilk zamanlardaki gibi değildi, değişmişti. Semiha ağzını açacak olsa kaynanası ondan önce atılır, bir araba laf eder, Mehmet de ‘’ben yatıyorum çok yorgunum,’’ der odasına giderdi. ‘’Semiha, sen ne diyecektin?’’ diye merak edip sormazdı bile. Odaya gittiğinde de kocasını uyur bulurdu. Sabah da ondan bile önce kalkar giderdi. Komşularından Hatice ‘’Aman be seninki de hayat mı kızım! Ben olsam katlanamazdım valla’’ derdi. Semiha bu sözleri de düşünürdü. ‘Hatice tabii beğenmez benim hayatımı. Onun kocası belediyede kadrolu işçi. Sabah dokuzda gider akşam beşte gelir. Üstelik evleri iki katlı, kaynanası alt katta onlar üst katta oturuyor. Kaynanası Feriha Hanım teyze anca akşam yemeğinde Haticelere gidip yemeğini yiyip çayını içip evine iniyor.’ Kaynanası ile sohbet ederlerken de çok duymuştu Feriha Hanım teyzeyi, ‘’Çocukların yanında çok durulmaz Hayriye Hanım, evli barklı insanlar iki çift laf edecekler, ben ne diye aralarında durayım?’’ derken. Aman kaynanası bir bozulur bir paylardı ki Feriha Hanım teyze nasıl kalkıp gideceğini şaşırır, mutfaktaki Semiha’ya aceleyle ‘’Hadi kızım görüşürüz ben gidiyorum, kal selametle’’ diye seslenirdi. Elinde kahve fincanlarıyla kala kalmışken ‘’Feriha Hanım teyze kahveni içseydin’’ diye seslenir karşılığında ‘’İçmiş kadar oldum kızım sağ ol’’ cevabını alırdı. Bu sefer de hiçbir şey olmamış gibi kaynanası salondan seslenir ‘’Pişmedi mi kahve kız uyudun mu, hey!’’ diye bağırırdı. Kahveyi getiren Semiha’yı şöyle bir süzer elinden kahveyi alıp koyacağı sehpaya bakıp zılgıtı basardı. ‘’Bu ne toz, bu ne pislik! Minicik sabiyi hasta edip öldürdün bizi de mi öldürcen kız tozdan pasaktan, tü sana!’’ İşte bu cümle Semiha’nın bütün canını çekip alırdı bedeninden. Minicik kızının solgun yüzü gözünün önüne gelir, gözlerine hücum eden gözyaşlarını tutamazdı. Bugün yine tarihin tekerrür ettiği bir gündü. Feriha Hanım teyze gelmiş kim bilir yine neden, kahvesini içmeden ‘’selametle kızım’’ diyerek çıkıp gitmişti. Elindeki kahve fincanını Hayriye Hanım’ın yanındaki sehpaya koyarken kaynanası yaraya tuz basan aynı lafları edince Semiha’nın kalbi artık bu acı sözlere dayanamamış oracıkta yere yığılmıştı. Alacak nefesi mi varmış, verilmiş sadakası mı? Yoksa daha çekilecek çilesi mi dolmamış belli değil, kocası o an kapıdan girmiş onu yerden kaldırıp kucaklayarak hastaneye yetiştirmişti. Hastaneden döndüğünde Hayriye Hanım sadece süzmekle yetinip bir geçmiş olsun demeyi bile çok görmüştü. Semiha da o halde yatağına yatıp dinlenmek yerine rengi solmuş pembe leğene su doldurup içine çamaşır suyuyla arap sabununu boca etti. Yer bezini içine atıp çitileyip sıktı, yerleri ovalamaya başladı. O sırada kaynanası yanına gelip laf edecekken Semiha’nın sildiği yeri fark etmeyip kayıp düştü. Düştüğü yerde öylece kaldı. Kaynanasının donuk gözlerine baktı. Hayriye Hanım’ın vadesi mi dolmuştu, yoksa Semiha’nın çekilecek çilesi mi bitmişti? Belli değil!... Semiha yine de üzüldü.

BERJER (Gülfer ülman)
Aniden uyandım. Henüz gün ağarmamış etraf zifiri karanlık. Yatağımda değilim. Ama evdeyim. Bulunduğum odayı seçemiyorum önce ancak bir süre sonra gözlerim alışıyor karanlığa. Duvardaki fosforlu saat, camın önünde berjer, onun yanında mermer sehpam oldukları yerden bana bakıyorlar. Sanki onlar da tuhaflık olduğunu anlamışlar. Ancak bakışlarından benim tuhaf göründüğümü düşünüyorum. Tedirgin edici bir rüya gördüğümü hatırlıyorum. Evet, gördüğüm rüya beni uyandırdı uykumdan ama uyanamamış olabilir miyim? Panik oluyorum yavaş yavaş, uyanmak istiyorum, çipil çipil gözleriyle bana bakan ayna, uyanıksın işte sana bakıyorum der gibi. Nefesim hızlanıyor ayna da nefes nefese kaldı şimdi buğulanmasından anlıyorum, o da heyecanlı. Koltuğa ayağımı çarpıyorum cama doğru giderken, koltuktan tiz bir çığlık yükseliyor, sese doğru bakıyorum o da bana, ‘neden dikkat etmiyorsun biraz, özür bile dilemiyorsun’ der gibi. Beni kınıyor diğerleri, ayna, sehpa, berjer cık cıklamalarını duyuyorum. Utanıyorum, utancım şimdi köşedeki abajura yansıyor o da benim yerime utanmış belli, kırmızı ampul yanıyor. Ben ona hiç kırmızı ampul takmadım ki. Uyanmak istiyorum, bu gerçek olamaz diyorum. Onay almak için aynaya bakıyorum. Kendimi görüyorum, saçım başım dağınık, etraf aydınlık, gün ağarmış, başım zonkluyor. Eşyaların ilgisi dağılmış hepsi kendi halinde ve zaman onlar için donmuş, duvardaki fosforlu saate bakıyorum, benim için zaman durmamış...
Uyandım, ayılmak için yaptığım koyu kahvemi de alıp camın önündeki berjere oturdum. Oturunca kendimi tedirgin hissettim gece bana söylediklerinden olsa gerek. Bir özür bile dilemiyorsun demişti, cık cık cık... lütfen dedim, gerçek bile değildi kötü bir rüyaydı sadece. O an sanki minder biraz yumuşadı sırtlığı derinleşti beni içine çekti. Neredeyse kendime engel olamayıp kalkacaktım. Sonra kahvemden bir yudum aldım, ferahladım, berjer de normale döndü ya da ben!
Şöyle bir baktım kolçağına kumaşı daha gergin duruyor, halbuki önceki gün dikkatimi çekmişti kumaşındaki sarkma. Potluk olması lazımdı orada. O zaman dedim daha ayılamadım galiba! Neler oluyor böyle kendine gel dedim kendime sert bir ses tonuyla. Bir anda bacağıma bir şey battığını hissettim, biri iğne batırdı adeta. Baktım hafiften de kızarmış, meğer koltuğun zımbası atmış. Ne ara oldu bu, ben niye fark etmedim acaba? Kafamı yasladım tüm bunlar fazla geldi, gözlerimi yumdum. Berjer ellerini beline koymuş karşımda! Açtım gözlerimi korkuyla. Yerimden kalktım bu defa. Ben dikildim karşısına. ‘Bana bak! Dedim, ben senin sahibinim seni tuttuğum gibi kapıya koyuveririm. Zaten yayların batıyor artık eskisi gibi mükemmel de değilsin senin zımbaların atmış ama benim de kafamın tasını attırma!’ Oh ne güzel söyledim. Sanki bir sakinleşti gibi geldi bana sanki soluk kırmızı desenleri canlandı. Utandı mı acaba diye düşündüm. ‘Anlaştığımıza sevindim’ diyerek yerime oturdum. Kahvemden bir yudum daha, arkama yaslandım gözlerimi yumdum. ‘Öyle kolay kurtulamazsın benden daha özür bile dilemedin bir de tehdit mi ediyorsun beni’ diye sormaz mı? ‘Ayrıca o desenler zaten hep canlı solukluk senin gözlerinde, feri gitmiş gözlerinin fark etmesen de! İnanmıyor musun?’ der gibi baktı bana, ‘istersen git aynaya sor, al işte yüzü orada! Yavaşça gözlerimi açtım, hissettirmemeye çalışarak kalktım, aynaya bakacak oldum ama vazgeçtim, bir berjerin lafına mı bakacaktım, tekrar berjere bakınca göz göze geldik gülüyor mu o bana? Böyle bir deseni var mıydı bunun Allah Allah gülüyor gibi bana... kesin aklımı oynattım diyerek salondan çıkmaya karar verdim, sadık yârim kahvemle birlikte gözüm aynaya takılıverdi, arkamdan güçlü bir kahkaha sesi yankılandı... baktım camdan dışarıyı izliyor güya, bacak bacak üstüne atmış kahkahalarını birbiri ardına salıyor, aleni benimle dalga geçiyor... canım sıkıldı mutfağa gittim. Yok yok ben bugün evden gitmeliyim. Ne dedi o arkamdan öyle kapı önüne konmaz böyle konur mu? Resmen intikamcı çıktı bu berjer!
Sonunda kendime geldim. Birkaç arkadaşımla buluştum, anlattım da bu saçma sapan başıma gelen şeyleri. Biraz dalga geçtiler ancak sonra benim için endişelendiklerini hissettim. Peşinden de bolca nasihat gelmedi değil. İşte; vaktinde uyu, çok çalışıyorsun biraz dinlenmeye ihtiyacın var daha tatile bile çıkmadın iki üç gün bir yerlere git istersen falan filan. Neyse, sonra hepsine teşekkür ettim iyi olduğuma ne kadar inandılar bilmem ama iyiydim. Eve gidip berjerimle yüzleşmeliyim artık deyince öyle bir bakışları vardı ki çok eğlendim. Eve geldiğimde biraz yorulmuştum buna da memnundum doğrusu ılık bir duş alıp yatakta biraz kitap okuyup uyumayı planladım. Adım adım uyguladım da. Sabah uyandığımda kendimi çok daha iyi hissediyordum rüya da görmemiştim, gördüysem de hatırlamıyordum. Kahvemi demlemesi için makineye emanet edip banyoya gittim. Elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı tepemde topladım. Mutfağa döndüğümde hazır olan kahvemi alıp salona geçtim. İster istemez berjeri uzaktan bir süzdüm, normal görünüyordu. Telefonumu mutfakta unuttuğumu fark edip fincanımı sehpanın üzerine bırakıp telefonumu alıp geldim. Telefona bakarken gözüme bir siluet takıldı. Berjerde oturan babam mıydı? Baba? Bana baktı, gülümsedi. ‘Günaydın, dedi, ben de gazeteye bakıyordum. Gelsene’. Mutlulukla karışık heyecanla babamın yanına gittim. Hiç değişmemişti. Aynı saçlar aynı bıyıklar aynı gözlükler ve o şahane gülüşü benim canım babamdı. ‘Niye öyle bakıyorsun’ dedi. ‘Hiç! Özlemişim’ dedim. ‘Alemsin yahu daha akşam birlikteydik, erken yattın ya birkaç saat ondandır’. İşte yine o muhteşem gülüş. Babamla sohbet her zaman çok keyiflidir. Oradan buradan bahsedersin en çok da müzikten. ‘Bu sabah radyoyu açmadın bakıyorum’ dedi. Dinledim sessizliği, evet ev boğucu derecede sessizdi. Çıt çıkmıyordu. ‘Haklısın, dedim. Unutmuşum’. Kalktım, radyoyu açtım, açar açmaz o şarkı çıktı, bu genç yaşta ölüm bana zor gelir diyordu Zara yanık yanık kapatacak oldum, babam ağladığını saklamaya çalışarak ‘kapatma’ dediyse de der demez hıçkırıklarla sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Ben de onunla ağladım, ağladım o kadar çok ağladım ki akacak bir damla göz yaşım kalmayana, boğazımın kuruluğundan yutkunamayacak hale gelene kadar ağladım. Gözlerimi açamıyordum ağlamaktan, yanıyorlardı. Neden bilmiyorum bir an durdum. Gözlerimi açmaya, babamı o halde görmeye cesaretim yoktu. Ama artık sesini duymuyordum. Belki de beni teselli etmek isteyecekti. Şarkı bitmişti ve başka da şarkı çalmıyordu. Gözlerimi açtım. Babama baktım. Yoktu. Nereye gitti, elini yüzünü yıkamaya mı? ‘Baba, baba!’ Seslendim. Ses yok! Panik oldum evin içinde koşarak babamı aramaya başladım. Yok, yok. Yer yarılıp içine mi girdi? Bana haber vermeden dışarı çıkmış olamazdı. Telefonum çaldı. Arayan kız kardeşimdi. Hemen açtım, ‘babam yok’ dedim. ‘Evet abla ben de onun için aradım bugün 19. seneyi devriyesi, mezarlığa gidip ziyaret etmek istedim, gece rüyamda gördüm de sen de gelmek ister misin diye soracaktım. Abla, abla orada mısın? Abla!’
Dışarı çıktım. Biraz mağazaları dolaştım. Arkadaşımla buluştum, kahve içip diğer arkadaşlarımızı çekiştirip ömrümüzü uzattık. Havam değişsin diye arkadaşımdan ayrıldıktan sonra kuaföre gittim, saçlarımdan aldım intikamımı kısacık kestirdim. O kadar uzatmıştım filan demedim kıydım valla. Herkes bana ben saçlarıma ne yapalım gücü, gücü yetene bu devirde. Neyse ki memnun kaldım, kısa saç bana daha çok yakışıyor bence kullanımı da kolay daha ne olsun! Havam değişince ben de bir ferahladım, neşelendim doğrusu. Markete girdim, alışveriş yaptım bir de kendime bir şişe rose hediye ettim. Kasadan geçip doğru eve yollandım. Evim evim canım evim dedim evime girince hemen mutfağa gidip aldıklarımı yerlerine yerleştirdim. Biraz sonra mideme indireceklerimi tezgahın üzerinde bırakıp şarabı da biraz soğuyup kendine gelsin diye dolaba koyduktan sonra odama gittim. Üzerimi değiştirip geceliğimi giyip mutfağa geri döndüm. En sevdiğim kadınbudu köftelerimi bir tabağa alıp mikrodalgaya attım. Yanına da biraz patates kızartım. Kadehime şarabımı doldurup tepsiye koydum tabağımla süslü peçetemi, çatal bıçağımı da koydum. Tepsiyi kaptığım gibi salona geçtim. Sehpanın üzerine tepsiyi bırakıp pencereyi açtım. Oh hafif bir esinti de varmış ne iyi oldu. Arkamı döndüğümde berjer gözüme çarptı. Sanki üzgün, yaşlı, yorgun bir hali vardı. O an kararımı verdim. Nasıl ben saçlarımı kestirdim havam değişti. Sen de değişmelisin. Solgun renkli döşemen sana yakışmıyor artık. O kadar da yaşlı değilsin halbuki! Elimi çeneme koyup şöyle bir düşündüm ne yapmam gerektiğini biliyordum. Hemen Aslan abiyi aradım:
- Abi, dedim senin kiracın döşemeci değil miydi? Hâlâ yapıyor mu?
- ...
- Oh be abi, çok sevindim. Bana numarasını atar mısın?
- ...
- Sağ ol, bekliyorum.
Telefonu kapattıktan sonra ‘büyük bir değişikliğe hazır ol’ dedim. ‘Seni baştan yaratacağız.’ Birkaç dakika sonra telefona mesaj geldi. Döşemeci İhsan! ‘Süper yarın ilk iş arayacağım’ dedim. Şimdi son kez üstüne yerleştirdim mabadımı ve tepsimi kucağıma alıp keyifle yemeye başladım. Belli etmedi ama bence o da sevindi.

FARKINDALIK (Işık Yaman)
Farkındalık: sözlük anlamı olarak farkında olma durumudur. Peki farkında olmak nedir? Görülmesi veya bilinmesi gereken şeylerden haberinin bulunması, kavranması gereken bir şeye dikkat etmek demektir.
Bu konu hakkında uzun zamandır düşünüyorum. Okuduğum kitaplar, takip ettiğim sosyal medya hesapları ve çevremde yaşanan olaylar beni düşündürüyor. Aslında ben bunu düşündüğüm için sürekli farklı yerlerden karşıma çıkıyor da olabilir. Çekim yasası ile mi ilgili, yoksa algıda seçicilik midir bilemiyorum. Ben düşünüp, nasıl toparlar da yazarım diye denemeler yaparken, severek takip ettiğim bir sosyal medya hesabı, bana ‘tam da buradan başla.’ der gibi bir gönderi hazırlamış.
Önce o yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum.
“Hayat bazı insanları “içimizdeki boşluğu doldursun” diye değil, “fark etmemizi sağlasın” diye çıkartır karşımıza…
Gelir en acıyan yere basarlar ve bu durum bizi zamanda bir geçide zamansızca asar… Aşamadığımız bir duyguya adeta esir olur kalırız! Canımızı yakanlara değil, canımızın yanan yerine odaklanmak gerek böyle olunca. Yüzeydeki o acının ta dibinde hangi sebebin durduğuna…
Zira bize yoksunluğumuzu hissettiren insanlar en fazla acıyan yere üfleyebilirler. Ama bizi onlara doğru çeken yarayı sadece biz bulup, biz geçirebiliriz.” (Alıntı: @juno_yildiz_gozlemcisi)
Benim kanayan yaram babam. Dün çalışırken dışarıdan gelen sesler dikkatimi çekti ve ne olduğunu anlamak için balkona çıktım. Gördüğüm manzara, duyduğum sesler tanıdık. Sokağımızdaki bir apartmandan cenaze çıkıyor. Birinin bağırışlarıymış kulağıma gelen. Tanımadığın birinin acısını anlamak! “Yaşayan bilir” dedikleri var ya işte tam da bu. Evet onlara üzüldüm. Çünkü biliyorum baba acısının ne demek olduğunu ve biliyorum o evde neler yaşanıyor. O ses yüreğinden nasıl çıkıyor kendinin bile farkında olmadan. Evet o an onların acısını yüreğimde hissettim, çok üzüldüm. Sonra kendi acımı yaşadığım o güne döndüm. Gözyaşlarım süzülürken yanağımdan, üzüldüğüm onlar değildi. Dün bu farkındalığı yaşadım. Anladım ki hâlâ kendime üzülüyorum. Ben o günde kalmışım demek ki. Her ne kadar üzerinden uzunca bir süre geçmiş olsa da hâlâ acı aynı acı.
Babamdan önce yaşadığım bir kayıp bana hayata bakış açım ile ilgili bir farkındalık yaratmıştı. Ciddiyetle yaşadığım hayatın çok da ciddiye alınmaması gerektiğini fark etmiştim. Ölüm gerçeği size her zaman bir şey ifade etmeyebiliyor. Ölüm hayatın bir parçası bunu biliyoruz. Bazen kanıksamış halde üzerinde durmadan yaşayıp gidiyoruz. Bazı zamanlar da geliyor ki insanı kendine getiriyor. Dün yaşadığım şey de böyle bir şeydi işte. Bunları sizlerle paylaşmak istedim. Farkındalık önemli bir şeymiş ve farkına varmamız gereken o kadar çok şey var ki. Farkındalığınızın yüksek olduğu günler dilerim.
Biz kitap kurtları için kahve keyfine keyif katan, yepyeni dünyalara kapı açan kitaplardan daha iyi bir eşlikçi düşünülebilir mi? ☕📖

Merhaba,
Ben Okurum.
Bir kitap sever, bir okuma sevdalısıyım sizler gibi.
Kitap almak için kitap evine gittiğimizde veya internete girdiğimizde seçim yaparken hepimizin bazı kriterleri vardır. Kimimiz arka kapağı okumayı tercih ederken, kimimiz orta sayfalara göz atarız. Kimimiz kapak tasarımlarına bakarken, kimimiz yazarına önem verir
Merhaba,
Ben Okurum.
Bir kitap sever, bir okuma sevdalısıyım sizler gibi.
Kitap almak için kitap evine gittiğimizde veya internete girdiğimizde seçim yaparken hepimizin bazı kriterleri vardır. Kimimiz arka kapağı okumayı tercih ederken, kimimiz orta sayfalara göz atarız. Kimimiz kapak tasarımlarına bakarken, kimimiz yazarına önem veririz. Kısacası hepimizi kitaplara çeken başka başka sebepler var. Ben bir okur olarak kitap sever dostlarımdan aldığım önerilere de dikkat ederim. Özellikle ünlü kitap evlerinin sitelerinde alışveriş yaparken dikkatimi verdiğim bir diğer kriter de diğer okurların yorumları olur. Düşündük ki neden sadece kitap yorumlarından oluşan bir site yapıp orada siz okurlarla yorumlarımızı paylaşmayalım? Neden ülkemizde ne kadar az kitap okuyan var diye hayıflanacağımıza bir araya gelip yeni kitap sever dostlar edinip aslında az değil çok olduğumuzu görmeyelim? Bu bir aile sitesi! Okumayı seven bir ailenin bu fikirler ışığında hazırladığı sitemizde, farklı gözlerden, farklı bakış açılarından inceleme yapmaya, bize katılmaya, fikirlerinizi paylaşmaya, ”ben okurum” demeye davet ediyoruz sizi.
Bol kitaplı günler dileriz.
Keyifli okumalar…

Merhaba,
Ben 1980 doğumluyum. Marmara Üniversitesi’nde Turizm Rehberliği okudum fakat mesleğimi yapmadım. Evlendim ve eşimle birlikte Fethiye’ye yerleştik. 15 yıldır burada yaşıyoruz. Burada başlangıçta zaman daha bol olduğundan günlerim çoğunlukla kitap okuyarak geçiyordu. Şimdilerdeyse sabah saatlerimi okumaya-yazmaya ayırıyorum diyebili
Merhaba,
Ben 1980 doğumluyum. Marmara Üniversitesi’nde Turizm Rehberliği okudum fakat mesleğimi yapmadım. Evlendim ve eşimle birlikte Fethiye’ye yerleştik. 15 yıldır burada yaşıyoruz. Burada başlangıçta zaman daha bol olduğundan günlerim çoğunlukla kitap okuyarak geçiyordu. Şimdilerdeyse sabah saatlerimi okumaya-yazmaya ayırıyorum diyebilirim. Aslında ben kitap okumaya çok geç bir yaşta, lise 1 de, arkadaşım sayesinde başladım. Hem de annem tam bir kitap kurdu iken ve evimize mutlaka hergün gazete girerken… İlk okuduğum kitap, Gorki’den ‘Ana’ oldu. Ondan sonra da, orta okulda dönem ödevim için özetini çıkarmam gereken ama okumayı sevmediğim için birkaç sayfasına göz atıp bıraktığım Louisa May Alcott ‘Küçük Kadınlar’. Şimdi geriye bakıp düşününce ne kadar hayıflandığımı anlatamam. Çok geç başlamıştım ama geç olsun güç olmasın der Atalarımız ya o gün bu gündür bitmez tükenmez bir aşkla kitap okuyorum. Daha çok gerilim-korku-polisiye ilgi alanıma girse de diğer türlerden de uzak durduğum söylenemez. Sevdiğim türlere ve beğendiğim yazarlara tutkuyla bağlanır her kitabına sahip olmak, okumak isterim. Sadece okumak değil, kitap alışverişi yapmak da büyük keyif ve yeni kitap kokusu ise büyük mutluluktur benim için. 2022 yılından beri yazı sanatıyla da ilgileniyorum ve bu konuda kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yazı, okumakla ilgili de beni geliştirdi. Kısaca şimdilerde hem bir okurum hem de kendimce yazanım. Kim bilir belki yazdıklarımı da sizlerle paylaşırım. Kitap dolu raflarınız, mutlu günleriniz olsun, sevgilerimle…
Okuma listenizi birlikte kabartalım! En yeni paylaşımları ve kitap dünyasından gelişmeleri kaçırmamak için abone olun.