Asker İnönü 1884 – 1922 (Alev Coşkun) 1


İki Mustafa: Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet

Asker İnönü 1884 – 1922 (Alev Coşkun)

Kitabın arka kapağından;

Mustafa Kemal, Mustafa İsmet’in komutanlık niteliklerini şöyle anlatmıştı:

“Savaşta bir tümen bir köprüyü geçecektir. Ben hemen emir verir, köprüyü geçirtirim.

Fevzi Paşa, önce bir tabur asker geçirtir köprüden. Yıkılmazsı tümeni yürütür.

İsmet Paşa’ya gelince, önce köprünün sağlamlık derecesini ölçmeye, ne kadar yüke dayanabileceğini bulmaya çalışır, sonra tümenin ağırlığını hesaplar. Güven duyarsa tümei köprüden geçirir.

Ben zamanan kazanır, kazandığım zamandan yararlanmaya çalışırım. Şansım bana gülmezse, işim zordur.

Fevzi Paşa, bir yandan zamandan kazanmak ister, bir yandan da az yitik vermenin yollarını arar.

İsmet Paşa ise hesap adamıdır. Ber tek eri bile ileri sürerken ölçüyü elden bırakmaz. Ama geç de olsa sonunda kazanmasını bilir.”

Kitabın içinden;

Birinci Bölümden:
İKİ MUSTAFA
“İki ayyaş” söylemi çok inciticiydi. Seviyesi düşük bir polemikti. Mustafa Kemal ve Mustafa İsmet’i hedef alıyordu. Onları “itibarsızlaştırmak” amacını taşıyordu. Onlar ki, bir imparatorluğun külleeri arasından doğan yeni devletin başkomutanı ve cephe komutanıydılar.
1880’ler Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinin hızlandığı bir dönemdir. İki Mustafa bu tarihlerde doğdu.

İkinci Bölümden:
AİLE – MUSTAFA İSMET’İN DOĞUMU
Mustafa İsmet’in doğumundan birkaç ay sonra baba Reşit Bey Foça’ya, daha sonra Buldan’a tayin edildi; sonraki tayin yeri Sivas’tır. O günün koşullarında İzmir’den Sivas’a ancak bir ayda gidilebiliyordu.
Sivas’ta yedi yıl kadar görev yapan baba Reşit Efendi 1897’de İstanbul’a tayin edildi. Aile İstanbul’a gelince Mustafa İsmet Sivas Mülkiye İdadisi’nden (Mülkiye Lisesi) aldığı belge ile Haliıcıoğlu’ndaki askeri kula, “Topçu ve İstihkam İdadisi” birinci sınıfına kaydını yaptırdı.
Mustafa İsmet, Askeri Mühendislik Okulunun ikinci sınıfına 1898 yılında sınıf birincisi olarak geçti. Bu sonuçtan gururlanmış, çok sevinmişti. İzmir’de çok sevdiği dayısı Hakkı Bey’e bu durumu aşağıdaki cümleyi kullanarak bildirmişti: “Geleceğimle benim aramda bir engel ve perde oluşturan yıllardan birini çiğneyip geçtim.”
Mustafa İsmet, 26 Eylül 1906’da Harp Akademisini birincilikle bitirdi ve kurmay subaylara verilen kıdem nedeniyle kurmay yüzbaşılığa hak kazandı. Harp Akademisini başarı ile bitiren genç subaylar, önemi nedeniyle Rumeli’deki 2. ve 3. Ordulara atanıyorlardı. Üç sınıfta (top, süvari, piyade) bölük idare ve kumanda etmek üzere 2 Ekim 1906’da Edirnede’ki 2. Ordu’ya atandı.

Yedinci Bölümden:
EVLİLİK
ANAHTAR DELİĞİ
O günün muhafazakar gelenek ve görenekleri içinde Cevriye Hanım komşularını evlerine davet etti. Misafir dasında otururlarken İsmet Bey de anahtar deliğinden Mevhibe’yi görmeye çalıştı. Yıllar sonra İnönü, “siz bir insanın anahtar deliğinden ne kadar zor görüldüğünü bilemezsiniz…” diyecekti. 1916 yılının Mart ayı sonunda 32 yaşındaki Albay İsmet Bey ile 19 yaşındaki Mevhibe’nin nikahları kıyıldı. İmamın kıydığı nikahta Mevhibe’nin vekaletini kayınpederi Hacı Reşit Bey üstlendi. Çiftin düğünleri 13 Nisan 1916’da yapıldı. Ama genç evlilerin birlikteliği sadece 21 gün sürdü. Albay İsmet Bey, Ordu Kurmay Başkanlığı görevi nedeniyle Diyarbakır’a gitmek zorundaydı.
İstanbul’dan trenle Adana’ya hareket etti. Onu Diyarbakır’da yaşamının doğrultusunu ve kaderini değiştireek çok önemli bir karşılaşma bekliyordu. Orada aynı ordu içinde Mustafa Kemal’le birlikte çalışacak ve bu birlikte çalışma sürecinde onun için yepyeni ufuklar açılacaktı.

Ondördüncü Bölümden:
İMPARATORLUĞUN KESİN YENİLGİSİ
1918, Birinci Dünya Savaşı’nın dördüncü yılıdır. Bu yılın ortalarına gelindiğinde, Osmanlı Devleti’nin başarısızlığı, ordularının yorgunluğu artık belirginleşmişti.
19 Eylül’de İngiliz saldırısı karşısında Cevat Çobanlı’nın komuta ettiği 8. Ordu cephsi yarıldı. Mustafa Kemal’in 7 Ordusu yok edilmek durumuyla karşılaşmıştı. Bu noktada Mustafa Kemal ordusunu Seria Nehri’nden doğuya kaydırmak ve Aclun dağlarına yönelerek bu strategik bölgyi ele geçirmek kararını aldı ve bu kararını da gerçekleştirdi.
İnönü bu ölüm kalım tablosunun öyküsünü şöyle sürdüryor: “25 Eylül 1918’de iki koldan 3. Kolordu’yla Şeria Nehri’nin doğusuna geçtik. Hareket ansızın ve süratle tamamlanmış, suya yaklaştığımız ve karşıya geçtiğimiz zaman düşmanın tesirli ateşi bizim geçit hareketimize açılmıştır. Elimizd kala cephaneyi idare ederek düşmanla dövüşüyorduk. Irmaktan geçen su piyadenin belini aşan derinlikte ve süratle akıyordu. Atları yüzdürüyorduk.Karşıya geçtik.

Onbeşinci Bölümden:
MÜTAREKE İSTANBUL’U VE ALBAY İSMET BEY
“Saat 06:00’da sabah namazı vaktinden evvel Mevhibe uyandırdı. … İşaret gelmiş, beli şiddetle ağrıyor. Aşağıdan ebeye haber göndermişler. Yatmaya çalıştık, uyuyamadık, kalktık, kırmızı odaya geçtik. Sabah namazını kıldım. Ağrı devam ediyor. Bugün Seyfi Bey gelecekti, onu öğleye kadar bekledim. Onu, babamı aldım, sonra beraer çıkık, ŞŞehzadebaşı’na… Ymeğe geldim, saat bir. Ağrı şiddetli, mustarip oluyor (acı çekiyor). Doktor Burhanettin Bey gelmiş. Daha vakit var. Belki yirmi dört saat sürecek. Çok mustarip. Daireye gittim. Saat beşe gelmeden geldim ki oğlum olmuş. Ne güzel oğlum.” “1920 yılı Ocak ayının ilk günlerinde, 8 Ocak’ta Ankara’ya gitmek üzere İstanbul’dan yola çıktım Ankara’ya geldim.”

Ondokuzuncu Bölümden:
SÜLEYMANİYE’DEKİ EV İŞGAL ASKERİ TARAFINDAN BASILIYOR
İdam kararından sonra, gerek Padişah’a bağlı İstanbul Hükümet kuveetleri, gerekse işgal güçleri, İsmet Bey’in Süleymaniye mahallesinde yaşayan ailesini rahat bırakmıyorlardı. Hacı Reşit Efendi, artık İstanbul’da oturamayacaklarını anlamıştı. Bir an önce İstanbul’u terk etmeleri gerekiyordu. Aileyi alıp bir Anadolu’ya, ailenin temallerinin blunduğu Malatya’ya göç etmeye karar verdi. Aile Malatya’ya tahminen Ağustos 1920 ortalarında gelmiş olmalıdır. Malatya’ya geldiklerinden yaklaşık 40 gün sonra aile ilk kaybını verdi. Hacı Reşit Bey vefat etti. Bir süre sonra Albay İsmet Bey’in ilk oğlu İzzet de kaybedildi.

Yirmiikinci Bölümden:
SAVAŞLAR VE KOMUTANLAR
Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarında ilk üç dört gün Papulas iyi durumdaydı, saldrıyordu. Ancak güçlü bir direnç ve saldırı görünce, savaşı bıraktı ve çekildi.

Yirmidördüncü Bölümden:
MUSTAFA KEMAL’İN BAŞKOMUTAN SEÇİLİŞİ
Bu kez Türk ordusu, Yunan birliklerinin sol kanadına karşı saldırıya geçti. Saldırılar, cephenin diğer kısımlarına da yapıldı. Yunan ordusu önce direniş, sonra da karşı saldırı karşısında dayanamadı, geriye çekilmeye başladı 3 Eylül 1921’de artık Sakarya Nehri’nin doğusunda Yunan birlikleri görünmez oldular, tamamen çekildiler.

Yirmialtıncı Bölümden:
KURTULUŞA GİDEN YOL: BÜYÜK TAARRUZ
Sakarya Savaşı’ndan sonra, artık bizim bir karşı saldırı yapmamış gerekiyordu. Yunan ordusunu yöneten komutanlar da bunu biliyorlardı. Geriye çekildikten sonra ‘haydi bakalım, Türkler bizi Anadolu’dan çıkarsın, nasıl çıkaracakmış, bunun imkanı yoktur,’ diyerek Eskişehir ve Afyon bölgesine yığınak yaptılar.”
“19 Mayıs 1922 Cuma: Sabah Konya’ya varış. İstasyonda basit bir kaşılama. Evde Hayri paratifo ağır hasta. İzzet zayi olmuş.” İsmet Paşa not defterine üç kelime “İzzet zayi olmuş” diye not düşüyor. Dikkat etmek gerekli. “İzzet ölmüş” ya da “İzzet vefat etmiş” demiyor. “İzzet zayi olmuş” yani “yitmiş”, “elden çıkmış” diyor. “Zayi olmuş” sözünde çok derin anlamlar yüklü.

Toplam 29 bölümden oluşan 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Ateşkes Antlaşmasının imzalanarak 15 EKim 1922 tarihinden itibaren Trakya’nın boşaltılmasıyla sona eriyor. Devam kitaplarını bekliyoruz…

  •   

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Hakkında yorum “Asker İnönü 1884 – 1922 (Alev Coşkun)

  • İrfan Hanım

    Harika bir kitap olmuş. Artık bu konularda her şeyi bildiğimizi sanıyoruz ama bence çok yanılıyoruz. Okumak okumak gerekli. Ne demişlerdi? İki MUSTAFA için neyse önemli değil bir tek gerçek var iki MUSTAFA evet. MUSTAFA KEMAL VE MUSTAFA İSMET. Teşekkürler onlara, teşekkürler yazarak bizlere anlatanlara….