Semerkant (Amin Maalouf)


Hiçbir şeye şaşırma, hakikatin de insanların da iki yüzü vardır.

Semerkant (Amin Maalouf)

Atlas Okyanusu’nun dibinde bir kitap yatıyor. Anlatacağım, işte onun hikayesi.

Hikayenin sonunu belki biliyorsunuz, o devrin gazeteleri nakletmişlerdi, o tarihten sonra yayımlanan kimi eserlerde de kayda geçti: Titanic 1912 yılında Nisan’ın 14’ünü 15’ine bağlayan gece, Newfoundland açıklarında battığında kurbanların en ünlüsü bir kitaptı: İranlı şair, gökbilimci, bilge Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’ının mevcut tek yazma nüshası.

Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye, / Altınları, gümüşleriyle övünmeye. / Tam işleri dilediği düzene girer, / Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.               (Ömer Hayyam)

Selçuklu İmparatorluğu’nun dünyanın en güçlü devleti olduğu zamanlarda, bir kadın iktidarı kendi eline almaya cüret etmişti. Perdenin arkasında oturduğu yerden orduları Asya’nın bir ucundan diğer ucuna gönderiyor, melikleri ve vezirleri, valileri ve kadıları atıyor, Halife’ye mektuplar yazdırıp Alamut hakimine elçiler gönderiyordu. Ordulara emirler yağdırdığını işitip homurdanan komutanlara şu cevabı veriyordu: “Bizde erkekler savaşır, ama onlara kiminle savaşacaklarını kadınlar söyler.”

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz: / Kuklacı Felek Usta, kuklalar da biz. / Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;/ Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.          (Ömer Hayyam)

Yeni bir şah seçildi: Tahttan indirilen hükümdarın henüz on iki yaşındaki küçük oğlu. Onu bebekliğinden beri tanıyan Şirin’in söylediğine göre, tatlı ve duyarlı bir çocuktu, hiçbir gaddarlığı ve ahlaksızlığı yoktu. Çatışmalar sona erdikten sonra yanında vasisi Bay Smirnoff olduğu halde başkent sokaklarından geçip sarayına giderken, “Şahımız çok yaşa” bağırışlarıyla karşılandı. Oysa aynı hançereler daha dün “Şaha ölüm!” diye haykırmışlardı.

Yaşam soluğumuzun kaynağını soruyorsun / Çok uzun bir hikayeyi özetlemek gerekirse / Derim ki çıkmış ummanın derinliklerinden / Sonra umman yutuvermiş onu yeniden.           (Ömer Hayyam)

Yukarıda kitaptan birkaç kısa alıntı yaptım, aşağıda da arka kapağı okuyabilirsiniz.

Amin Maalouf, Doğu’ya, İran’a bakıyor. Ömer Hayyam’ın Rubaiyat’ının çevresinde dönen iç içe iki öykü… 1072 yılında, Hayyam’ın Semerkant’ında başlaya ve 1912’de Atlas Okyanusu’nda bit(mey)en bir serüven… Bir el yazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran’ın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi.

O günden sonra dünya her gün biraz daha kana boyandı, her gün biraz daha gölgelendi ve hayat da benim yüzüme bir daha gülmedi. Geçmişin seslerinden başka bir şey işitmeyip çocukça bir umudu besleyebilmek, ısrarlı bir hayali içimde büyütebilmek için insanlardan uzaklaştım: Onun bir gün yeniden bulunacağı hayalini.

  •   

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.