rica etsem saçımı okşar mısınız? (Mustafa Mutlu)


Hayat ipin kendisiydi, sallanıp duran.

rica etsem saçımı okşar mısınız? (Mustafa Mutlu)

Bir banka oturdu, oynayan çocuklara baktı. Özellikle kızlara…
Merakla, “Hangisi 11 yaşında acaba?” diye tek tek inceledi. Sonra hiç tanımadığı kendi “Deniz”inin bir daha asla salıncağa binemeyeceğini düşündü ve yine nefesi kesildi.
Hiçbir şey düşünemeden saatlerce oturdu.
Sonra “Babam”ı buldu cep telefonundan; numarayı çevirdi. “Oooo beyefendi, bu ne şerefff” diye açtı telefonu yaşlı adam.
“Baba, torunun felç olmuş. Amerika’ya gidiyorum. Beni artık evlatlıktan reddebilirsin. Çünkü ben seni şu an itibariyle zaten reddediyorum…”
Bir çırpıda ağzından çıkan bu sözlerin soğukluğuna kendisi bile inanamadı.
Yaşlı adam tam, “Ne çocuğu, ne felci, ne Amerikası…” diyordu ki telefonu kapattı.
Parktan çıkıp geçen ilk taksiye bindi…

“Teyzem geliyordu arada bir… Senin haberlerini ondan alıyordum. Emekli olduğunda gelip yanında olmak istedim, ama gelemedim. Hem beni nasıl karşılayacağını bilmiyordum, hem de kocam izin vermezdi. Sekiz dokuz ay birlikte yaşadık kumamla… Sonra kocam ona Yalova’da ayrı bir ev tuttu. Benimle hiçbir ilişkisi kalmamıştı. Eve haftada bir geliyordu. Ondan da, keyfine göre kullandığı dini inancından da soğudum. Uzun yıllar sonra ilk kez başımı açtım, tüm örtülerimi kaldırdım. Son gelişinde beni örtüsüz görünce kıyameti kopardı. Yine birbirimize girdik. Ağzıma geleni söyledim. O da elinden geleni ardına koymadı. Sonra bana üç kere, ‘boş ol, boş ol, boş ol’ dedi. Kaynanam bile onun bu sözlerini duyunca, ‘Yapma oğlum, etme oğlum’ diyerek yığılıp kaldı.”
Bakışlarını kaçırdı babasının gözünden. “İşte, budur benim ifadem Sayın Savcım” dedi gülmeye ve sesine ciddi bir hava vermeye çalışarak. “Mütalaanızı bekliyorum…”
“Senin infazın bitmiş kızım, benden ne mütalaası istiyorsun?” deyip kızının saçlarını tekrar okşadı. “Geçmiş olsun.”

Adam bütün yaşadıklarını bir çırpıda anlattı… Genelev hikayesini bile!
Elbette, bankta karşılaştığı yaşlı kadını da.
“Yirmi birinci yüzyıl hastalığı yaşadıklarınız… Aslında her an herkese bulaşabilecek bir virüs… Adı: Yalnızlık.
Sevgiden, ilgiden yoksun kalmak. Yani son derece insani bir durum sizin ‘takıntı’ dediğiniz o his. Düşünün; vücudunuz tuzsuz kalsa, bir bardak ayran yapıp tuzu boca edersiniz içine.
Şekere, enerjiye ihtiyaç duysanız, gider tatlı yersiniz.
Sevgi ve ilgi de ruhun tuzudur, şekeridir, vitaminidir, demiridir… Ama ne yazık ki vitamin gibi tabletler halinde satılamaz.

Yukarıda kitaptan alıntılar aktardım. Yazarın ilk kitabı, ben ilk kez okudum Mustafa Mutlu’nun kitabını çok beğendim.

  •   

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.